Badem Çiçekleri açtığında Datça’da buluşalım…

Ocak ve Şubat aylarında Türkiye’nin üçte ikisine karlar yağarken Datça Yarımadasında bembeyaz badem çiçekleri açar. Baharın habercisi olan badem çiçekleri Datça Yarımadasını boydan boya bir gelin gibi süsler. Datça’nın en güzel zamanları badem çiçeklerinin görsel şöleni ile başlar.

Güneybatı Anadolu’nun en ucunda yer alan, bir tarafında Akdeniz’in diğer tarafında Ege Denizinin bulunduğu bir yarımada olan Datça, coğrafi özelliği sebebiyle Anadolu’da baharı ilk yaşayan yerdir. Badem çiçekleri ile bahara merhaba diyen Datça Yarımadası sakinleri, badem çiçeklerinin sunduğu bu görsel şöleni ve coşkuyu her Şubat ayında Badem Çiçeği Festivali ile kutluyor.

Türkiye’nin dört bir yanından gelen doğaseverleri bu yıl 8-9-10 Şubat 2019 tarihlerinde ağırlayacak olan Badem Çiçeği Festivali, aynı zamanda Datça’nın tarihini, kültürel değerlerini ve lezzetlerini de misafirleriyle buluşturacak.

 

Datça Badem Çiçeği FestivaliDatça Bademi

Datça denilince badem, badem denilince Datça akıllara gelir.

Ülkenin en önemli badem üreticisi konumunda olan Datça Yarımadasında 13.000 dekar badem tarlası bulunmaktadır. Datça halkının önemli gelir kaynaklarından biri olan badem üreticiliği sayesinde Türkiye’nin badem üretiminin yaklaşık %10’u Datça’da gerçekleşmektedir. Datça’yı badem konusunda bu kadar ünlü yapan durum ise Datça’daki badem türü çeşitliliğidir. Yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda 82 çeşit badem türü tespit edilmiştir ve bu türlerin birçoğu sadece Datça Yarışmamasında yetişmektedir. Bu türlerin içindeki en lezzetlisi ve en değerlisi Nurlu bademdir.

 

Datça’nın 3B’si

‘Bal, Badem, Balık’ kelimelerinin baş harflerinden oluşan meşhur 3B, Datça’nın yöresel lezzetleri içindedir. Datça bademinden yapılmış tatlılar, arıların dağ kekiklerinden topladığı polenlerle yaptığı kekik balı, Datça denizinden tutulmuş taze balıklar ile yapılmış yemekleri tatmadan Datça’dan dönmeyin.  Badem kahvesi, ballı keşkek, damat tatlısı, kabak çiçeği dolması Datça’nın önde gelen yöresel lezzetleri içindedir.

 

Datça PalamutbüküBükler ve koylar

Datça’nın meşhur 3B’sinin yanında ayrıca dördüncü bir ‘B’ olarak bükler, Datça’yı cennetten bir köşe yapıyor. Datça Yarımadasının girintili çıkıntılı yapısı nedeniyle, yarımadanın kıyılarında bir dantel gibi işlenmiş 52 tane bük ve koy vardır. Akdenizli ve Egeli olarak ikiye ayrılan büklerin ve koyların arabayla ulaşılabilenlerin arasındaki en ünlüleri Palamutbükü, Hayıtbükü, Ovabükü, Kurubük, Akçabük, Kızılbük, Kargı koyu, Gerence koyu, Aktur, Karaincir ve Kurucabük’tür.

Araba ulaşımı olmayan el değmemiş bakir koylara ise Datça ve Palamutbükü limanından kalkan tur tekneleri ile ulaşabilir, mavinin en güzel tonlarında yüzebilirsiniz. Akvaryum, İnceburun, Dilek mağarası, Divan burnu, Domuzçukuru koyu, Hurmalıbük tekne turları ile mutlaka uğranması gereken koylardır.

 

Tanrı sevdiği kullarını uzun ömürlü olmasını isterse Datça Yarımadası’na bırakırmış

Antik çağın en ünlü coğrafyacısı Strabon’a ait olan bu söz, Datça’nın temiz havasında yaşayan insanların ne kadarda uzun ömürlü yaşadıklarını vurgulamaktadır. Dünyaca ünlü yazarımız Halikarnas Balıkçısı’nın Datça’nın havası hakkında şöyle bir sözü vardır. ‘İklimi tam insan boyundadır. Sıcağı da, soğuğu da insan tahammülünü aşmaz. İklimi paltoyla, sobayla yada yelpazeyle düzeltmeye gerek yoktur.’ Datça Yarımadası sahip olduğu hava, oksijen bakımından dünyanın en zengin ikinci yeridir. Datça, doktorların astım gibi solunum rahatsızlığı bulunan hastalara yaşamaları için önerdikleri yerdir. Öyle ki antik çağda yaşanmış bir hikayeye göre; İspanya’dan Mısır’a giden bir yolcu gemisinde cüzzam hastalığı baş göstermiş ve bu hastalar Datça açıklarından geçerken kaptanın emriyle Datça yarımadasına bırakılarak ölüme terk edilmiştir. Datça’nın havası, suyu, toprağı o denli sağlıklıymış ki iyileşmez denilen cüzzam hastalığını iyileştirmiş, ölüme terk edilen hastalar eskisinden daha sağlıklı ve uzun ömürlü olmuştur.

 

Datça Badem Çiçeği FestivaliKnidos

Datça Yarımadasının tarihi çok köklüdür ve M.ö 2000’li yılların öncesine kadar gitmektedir.

Yarımadanın en ucunda, Ege denizi ile Akdeniz’in birleştiği yerde bulunan Knidos antik kenti, antik çağın en önemli ticaret, sanat, kültür kentlerinden biridir. Sanatta ve felsefede öncülük etmiş, bir çok sanatçı ve filozof yetiştirmiştir. Knidos’un ürettiği kaliteli şaraplar ve zeytinyağları kentin kalkınmasını sağlamış, özellikle Knidos amphoraları yapılan arkeolojik kazılar sonucunda Akdeniz’in dört bir yanında bulunmuştur. Ünlü heykeltıraş Praksiteles’in yaptığı Knidoslu Afrodit heykeli kusursuz güzelliğin sembolü olmuş, antik dönemde dünyanın dört bir yanından insanlar Knidos’a Afrodit heykelini görmeye gelmiştir. Ege denizi ve Akdeniz’in koynunda, mavilikte uyuyan güzel olan Knidos hem tarihin hem de coğrafi güzelliğin birleştiği ülkemizde eşsiz bir yerdir.

 

Eski DatçaEski Datça

Datça’da görülmesi gereken en önemli yer olan Eski Datça mahallesinin tarihi dokusu ve taş döşeli sokaklarında yürürken, bahçelerinden begonvillerin sokaklara taştığı, taş evlerin güzelliğini hayran hayran seyrederken, Eski Datça’da yaşamış ünlü şairimiz Can Yücel’in dizelerini duyabilirsiniz. Bambaşka bir ruhu olan Eski Datça, Can Yücel ile özdeşleşmiştir. ‘Mekanım Datça olsun’ diyen şair Can Yücel’in yaşadığı ev Eski Datça’dadır. Mezarı vasiyeti üzeri Datça’dadır.

 

Datça’da zaman

Datça’lı yerel tarihçi ve yazar olan Nihat Akkaraca ‘Datça’da zaman yekparedir. Dünü, bugünü, yarını yoktur’ diyerek Datça’daki sosyal yaşamın zamandan, tarihten, andan bağımsız olduğunu belirtmiştir. Datça’nın eşsiz harika doğasıyla, tertemiz havasıyla, el değmemiş bükleriyle, 3B’si yani balı-bademi-balığıyla, Knidos’u ve Eski Datça’sıyla insan, geri kalan ömrünü burada doyasıya yaşamak ve uzatmak istiyor